SEYYAR ESNAFLAR

Yillar yillari kovaladi ama hep bir eskiler yerine yenilerle degisti.Saticilikta,esnafcilikta cok hizla ilerlemektedir günümüzde.Iste gecmisimizdeki esnafcilik.

Eskiden ayak esnafı da denilen seyyar satıcıların büyük bir kısmı Anadolu’nun değişik bölgelerinden para kazanmak gayesiyle İstanbul’a gelmişler, mahallelerin ve sokakların vazgeçilmez unsurlarından olmuşlardır. Bunların büyük bölümü, yiyecek maddeleri satar, giyeceklerle günlük hayatta kullanılan ufak tefek eşya da çeşitlerinden bazılarını oluşturur.
Eski İstanbul’da salepçi, elma şekerci, çalgıcı, pilavcı, çiçekçi, bozacı, simitçi, macuncu, dondurmacı vs. gezici esnaf, sattıkları şeylere ilgi çekmek için, süslü elbiseler içinde kendi memleketlerinin milli kılıklarıyla dolaşır, kendilerine göre bir satış tarzı oluştururlardı. Günümüzde de bu esnafların büyük bir kısmını görebilmekteyiz; fakat bunlar eskiden olduğu gibi renkli, milli kılıklarıyla satış yapmamaktadırlar. Sadece belli turistik yerlerdeki seyyar esnaf, nostaljik bir görünüm oluşturarak turistlerin ilgisini çekmek maksadıyla tarihî bir kılığa bürünmektedirler.
Eski İstanbul’da olduğu gibi belki de günümüz İstanbul’unda da en renkli tipler seyyar satıcılardı. Onlar İstanbul’un sesi, rengi, kokusuydu. İstanbul sokaklarında günün her saatinde seyyar satıcıların renkli geçidini görmek mümkündü. Gün doğumuyla başlayan bu renkli geçit, gecenin ilerleyen saatlerine dek hiç durmadan, ama satılan malların cinsine göre belirli bir sıra takip ederek İstanbul’un birbirinden girift, dar, yokuşlu sokaklarında sürüp giderdi.
Her gün aynı saatte aynı yerlerden geçen, belli muhitleri yer edinmiş ve sattıkları ürünleri kimi zaman ilgi çekici, kimi zaman ise rahatsız edici bağırışlarla evlere duyurmaya uğraşan seyyar satıcılar; eskiden İstanbullular için mevsimleri, hatta saatleri belirlerdi. Salepçilerle bozacılar kış başlangıcının, Silivri yoğurdunun çıkması ise kış sonunun habercisiydi. Kiraz satıcıları ise yazı müjdelerdi. Simitçi, pideci naraları sabah vaktinin; helvacı, şekerci, macuncu öğle vaktinin; yoğurtçu, turşucu akşam vaktinin; yaz aylarında dondurmacı; kış aylarında bozacı ve salepçi ise akşam-gece vaktinin habercileriydiler.
Eskiden beri İstanbullular, günlerinin her saatini seyyar satıcılarla birlikte yaşamaya alışmışlardır. Seyyar satıcılar ve onların değişik tonlarda, kimi zaman hiç anlaşılamayan, içerisindeki ünlüleri genellikle uzatılarak söylenen nağmeleri, naraları, çok fazla eğlencesi olmayan fakir İstanbul semtlerine renk katmakta ve hareket getirmekteydi.
Eski İstanbul’da seyyar satıcılar günümüzdekinden çok farklıydı. Eskiden bu esnaflar ellerinde yazılı bir anlaşmaları olmamasına rağmen belli şekillerde satış yaparlardı. Örneğin aynı malı satan hiçbir satıcı diğerinin sokağına ve bölgesine girmez, aynı sokakta satış yapan farklı satıcılar birbirinin yolunu ve sesini kesmezlerdi. Bu, seyyar esnafların birbirlerinin haklarını ve hukuklarını koruyup kollama adına iyi bir örnektir. Fakat günümüzde gerek İstanbul nüfusunun fazlalığı, gerekse seyyar satıcıların fazlalığı ve zamanla insanlarda oluşan duyarsızlaşma, bu tip güzel meziyetlerin uygulama alanını daraltmış görünmektedir.
Satıcılar, sadece mahalle aralarında ve sokaklarda dolaşarak mal satmazlardı. Bazıları şehrin kalabalık köşelerinde geçici yerler edinerek ticaretlerini buralarda sürdürürlerdi. Genel olarak seyyar satıcıların İstanbul sur içindeki çalışma bölgeleri:
Eminönü Meydanı
Yeni Cami arkası
Mahmutpaşa
Sultanahmet
Beyazıt Meydanı
Mısır Çarşısı’nın etrafı
İskele önleridir.
İstanbul’un gelişen şartlarla birlikte zamana ayak uyduramayan, kendine has bu rengi, sesi, halk kültürü dokusu zamanla azaldı ve bir kısmı ise tamamıyla yok oldu. Mahalle bakkalından çarşı pazara oradan mağaza, market, süpermarket ve hipermarketlere uzanan alışveriş mekânı çeşitliliği, sokak satıcılarının her geçişte azalıp, farkına varmadan yok olmalarına zemin hazırladı. Günümüzde her şeye rağmen işini devam ettiren seyyar esnafın bir kısmı (simitçi, sütçü, sucu, mısırcı, kestaneci vb.), eski usulde mesleğini icra ederken; bir kısım esnaf da çağın teknolojik fırsatlarından yararlanma yolunu, hız yolunu seçmiş, yürüyerek dolaşmayı bırakmış, motorize olmuştur.
Bu esnafın azalması veya yok oluşu kimileri için, gelişen çağın özelliklerini barındırmamaları, gereksinimlerini tam manasıyla karşılamamaları, ilkel oluşları, rahatsızlık verici yönleri olduğu gibi sebeplerle olumlu olarak görülebilir. Fakat yine de yüzyıllardır halkın birtakım gereksinimlerini karşılayarak İstanbul’a hizmet vermiş olan, kimi yerlerde sokağın, mahallenin bir ferdi halini almış olan, kimilerine göre feryatları şehrin senfonisi denilebilecek bu satıcıların azalması, tarihî, kültürel bir folklorik unsurun da hafızalarda zayıflamasına sebep olmuştur. Bugün orta yaş gurubuna mensup İstanbulluların hatırlayacağı şekilde, hiçbir İstanbullu çocuk “çayır peynirli sıcak pide”, “taze, gevrek simit”, “çıtır çıtır el yakıyor bunlar” naralarıyla uyanıp pencerelere koşamayacak, “on paraya bir tabak, inanmazsan ye de bak” diye bağıran dondurmacı veya muhallebicilerin tablaları başında üşüşemeyecek, kış akşamlarında “bozzzaaaa”, “kaynıyor salep sütlü” diye bağıran bozacı ve salepçileri görmek için kapılara koşuşturamayacaklar. Çünkü günümüz İstanbul’unda artık bunları görmek neredeyse imkânsızdır. Dolayısıyla seyyar satıcılar ve onların nağmeleri, naraları hatırlayanlar için hoş bir anı, bunları hiç görmemiş olanlar içinse bilinmeyen bir unsur olarak kalacaktır.
Günümüz seyyar esnafına bakacak olursak; bir kısım seyyar esnafın, görünüş itibariyle seyyar olsalar bile yerleşik bir hal aldığını söyleyebiliriz. Bu tip esnaflar belediyelerden aldıkları ruhsatlarla kendilerine belirli bir yer bulurlar ve belediyeye işgaliye parasını vererek buralarda satış yaparlar. Bu esnaflar artık seyyar olma özelliklerinden uzaklaştıklarından, zabıta ekiplerinden kaçma ihtimalleri de olmadığından, kendilerine gayet gösterişli, süslü el arabaları edinirler. İstanbul’un kimi yerlerinde belediyenin belirlediği tek tip arabalarla satış yapan esnaf da vardır. Bir de bazı seyyar esnafın sattığı ürünler gerçekten belli bir piyasaya sahip ki kimi girişimciler bunlardan esinlenip çeşitli yerleşik dükkânlar açmaktadırlar. Özel simit, dondurma, kokoreç, midye vb. dükkânları bunlara örnektir. Bu ürünler yine seyyar satıcılarda bulunmakta ve isteyen onlardan alabilmektedir fakat insanların artık biraz daha gösterişli, oturup sohbet edecekleri, aynı zamanda bir şeyler atıştırabilecekleri yerlere rağbet ettikleri de bir gerçektir. Dolayısıyla bunu bilen kimi girişimciler bu tip çalışmalar yapmış ve zaten azalmakta olan seyyar satıcılara da bir bakıma darbe vurmuştur.
Seyyar satıcıların günlük yaşam içerisinde birden ortaya çıktığı bazı alanlar vardır. Bu satıcılar İstanbul’un çeşitli yerlerinde gerçekleşecek organizasyonları, faaliyetleri, aktiviteleri önceden takip ederler, bu organizasyonlar süresince buralarda yoğun bir insan topluluğu olduğunu göz önünde bulundurarak buraların yakınlarında kendilerine satış için yer belirlerler. Bu satıcıların ortaya çıktığı yerleri; maç zamanları stadyumlar, kongre, sempozyum, festival organizasyonlarının olduğu yerler, Ramazan ayı boyunca süren etkinliklerin yapıldığı mekânlar, turistlerin yoğun olarak bulunduğu ziyaret mekânları olarak sıralayabiliriz. Maç zamanlarında stadyum çevrelerinde, takımların forma, atkı, bayrak vb. taraftar malzemelerini satan seyyar satıcılar saatler öncesinden yerlerini alırlar. Bu satıcılar gerçekten de durumdan yararlanmasını bilen uyanık kimselerdir. İnsanların önemli bir maç anında heyecanlı, coşkulu hallerinden yararlanarak bolca satış yaparlar. Bunların yanında stadyum çevresinde nohut pilav satıcılarını, kokoreççileri, sucuları, simitçi ve sandiviççileri ve daha birçok satıcıyı da unutmamak gerekir. Yine kongre, sempozyum yapılan mekânlarda, hele birkaç gün süren organizasyonlarda, birçok satıcı adeta buralara kamp kurar. Ramazan etkinliklerinin yapıldığı yerlerde de insanlara bir şölen havası yaşatmak için kimi tarihî kimi güncel kıyafetleriyle birçok satıcıyı görmek mümkündür.
Seyyar satıcılar günümüzde yok olmasalar bile eskiye oranla oldukça azalmışlar ve zamana göre değişik bir hal almışlardır. Kimisi, eskiden el arabalarıyla sokakları gezerken şimdi küçük kamyonetlerle bu işi yapmakta, kimisi ise seyyar görünümlü olmakla beraber bir köşede sabitlenmekte, dükkân görünümü almaktadır. Dolayısıyla onlar da artık zamanın gereklerine ayak uydurmaktadırlar.
Eski İstanbul’dan günümüz İstanbul’una gelinceye dek bu şehirden birçok seyyar satıcı ve seyyar meslek sahibi geçmiştir. Bunlara şöyle bir bakacak olursak; sütçü, simitçi, bozacı, salepçi, börekçi, pideci, poğaçacı, muhallebici, keten helvacı, kağıt helvacı, şerbetçi, limonatacı, ciğerci, karışık kuruyemişçi, çekirdekçi, leblebici, macuncu, yoğurtçu, dondurmacı, misvakçı, kadayıfçı, elma şekerci, pamuk şekerci, turşucu, midyeci, midye dolmacı, kuskusçu, paçacı, köfteci, mısır buğdaycı, pilavcı, fodlacı, balıkçı, kestaneci, yumurtacı, seyyar sebze meyve satıcısı ya da küfeli sebzevatçı (karpuz, kavun, portakal, domates, salatalık, patates, soğan, patlıcan, elma, armut, limon, üzüm, muz vb.), oyuncakçı, baloncu, süpürgeci, sepetçi, selpakçı, bohçacı, sebilci, tespihçi, basmacı, eskici-hurdacı, urgancı, çerçici, çiçekçi, falcı, müvezzi (dağıtıcı, gazeteci) çalgıcı, halı-kilimci, tencere-tavacı, arzuhalci, boyacı, kalaycı, camcı, bıçak bileyici, gözlükçü, overlokçu, pvc kaplamacı vb. satıcıları sıralayabiliriz.
Bu seyyar satıcı ve seyyar meslek sahiplerinin öne çıkanlarından bazılarına değinmek gerekirse:

Anket

Sitemizi nerden buldunuz?:

Son yorumlar