Simitçiler

Eskiden simitçiler, simitleri başlarında taşıdıkları bir tablaya veya bir sepet içine koyarak ya da bir sırığa geçirerek satarlardı. Kendilerine has kıyafetleri vardı. Kıyafetlerini ekseriya salta, şalvar, kuşak ve yemeni teşkil ederdi. Günümüzde ise genellikle küçük el arabalarında satılmakla beraber yine tablada ve sırıkta satan simitçilere de rastlamak mümkündür ve günümüz simitçilerinin eskilerde olduğu gibi özel kıyafetleri de yoktur. Biraz acıkan herkesin şehrin bir köşesinde kolaylıkla bulup ayaküstü atıştırdığı bir yiyecek olan simit, daha çok okul önlerinde, meydanlarda, iskele ve istasyon çıkışlarında, esnafın yoğun olarak bulunduğu yerlerde satılırdı. Özellikle sabah erken işe giden ve evde kahvaltı yapma fırsatı bulamayan insanların yardımına koşan önemli satıcılardı simitçiler. Bazı simitçiler tablalarında kaşar veya kalper peyniri de bulundururlar. Böylelikle hem daha çok satış yaparlar hem de insanların daha lezzetli bir kahvaltı yapmasını sağlarlardı. Gerçekten de simit, kaşar veya kalper peyniri ve bir bardak sıcak çayla gayet iyi bir atıştırma yapılabilir. Günün belirli saatlerinde belirli sokaklardan geçen veya kendisine belirli yerleri mekân edinmiş simitçiler, düzdükleri manilerle mahalleleri şenlendirirlerdi. İstanbul’un en ünlü simitleri, Kumkapı fırınlarında yapılanlarla Beylerbeyi ve Hasanpaşa fırınlarının simitleriydi.
İstanbul simidinin kendine has özellikleri vardır. Ekmek hamurundan daha az mayalı olan simit hamuru, oklava kalınlığında yuvarlanıp iki ucu birleştirilir. Halkalar yarı yarıya sulandırılmış pekmezde birkaç dakika bekletildikten sonra susama batırılıp fırına sürülür. Rengi eski ustaların tabiriyle yirmi iki ayar Osmanlı altınına dönüştüğünde fırından çıkarılır. Ayrıca onun kendine has bir kokusu vardır ki, bu kokunun insan aç olsa da olmasa da cezbedici bir özelliği vardır.
İstanbul’un koşuşturmacası, hareketliliği içinde çoğu insanın sabahları işe, okula giderken kahvaltı için mutlaka başvurduğu yerlerden biri simitçilerdir. Aç olmadığı halde çoğu insanın iskeledeki bir simitçiden çıtır çıtır mis kokulu bir simit alıp, Eminönü’nden Üsküdar’a ya da Üsküdar’dan Eminönü’ne geçerken vapurun kıç kısmındaki açıklıkta oturup simidi ayran veya sıcak bir çayla denizi seyrederek atıştırmak da gerçekten denenmesi gerekli bir zevktir. Yine iş çıkışında veya karşıya geçerken “akşam simidi bunlar” diye bağıran bir satıcıdan bir ya da birkaç gevrek simit alınmalıdır, para ödemede meydanda görünmeyen ama esaslı simit tiryakileri olan ortakları da düşünerek. Bu ortaklar havaya attığımız simit parçalarını kapışan martılar ve denize düşenleri gözleyen balıklardır. Doğrusu martıları yolculuk boyunca vapurun peşine takmak, balıkların simit için toplanmalarını seyretmek yorgunlukları alır, gülümsetir, yaşatır insanı İstanbul’da...

Anket

Sitemizi nerden buldunuz?:

Son yorumlar